Pages

Subscribe:

About

Gs Blogcu

Labels

Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2013 Cumartesi

Biat Kültürü ve Fenerbahçeliler

Fenerbahçe taraftarları arasında biat kültürünün ne kadar yaygın olduğunu işini gücünü bırakıp Aziz Yıldırımın peşinde koşan taraftarlar tarafından şike sürecinde görmüştük. 

Artık yaptıklarıyla kendi taraftarına da yeter dedirten Aziz Yıldırım'a biat kültürü ile yetişmemiş taraftarların protesto gösterisi.

Acı olansa Aziz Yıldırım'ın cevabı: ''Boşuna kıçınızı yormayın, ben ne dersem o olur.''

Galatasaraylılar için Aziz Yıldırım ne kadar görevde kalırsa o kadar iyi aslında ama yinede Türkiye'nin en büyük 2. kulübünün böyle bir adam tarafından yönetilmesi canımı yakmıyor da değil.

''Fenerbahçe babanın çiftliği değil''


30 Ocak 2013 Çarşamba

Futbolseverde Çare Tükenmez


Aynı gün aynı saatte hem Arsenal-Liverpool hem de Real Madrid-Barcelona maçı olmasının sıkıntısı bir hafta öncesinde düşmüştü içime. Çareyi ''El Clasico'ya yoğunlaşmış şekilde göz ucuyla L'pool maçına bakma'' diyebileceğim bir yöntemle çözdüm :)) Ee futbolseverde çare tükenmez...

Gol açısından, L'pool maçı daha bereketli geçse de El Clasico'da kalite açısından yine çok iyiydi. Sadece Messi ve Ronaldo'yu aslında olduklarından daha etkisiz görmek biraz üzse de bu maçın kalitesinin sadece bu isimler üzerinden yürümediğini de öğrendik. 

''El Clasico''

     Çocukların ''Şeker Bayramı'' sabahları, işçilerin ''1 Mayıs'' öğlenleri, duydukları heyecan ve mutluluğu futbolseverler de ''El Clasico'' akşamları duyuyorlar.

     2013 yılının ilk El Clasico'su bu gece. Vilanova ile Mourinho, Messi ile Ronaldo, İspanyollar ile Katalanların kapışmasını yine heyecanla bekliyoruz.

     Barcelona'nın ligi çoktan koparmış olması ile birlikte Mourinho'nun Ramos ve Casillas gerilimleri bu maçı Madrid için çok daha önemli hale getiriyor. Olası bir Barcelona galibiyeti Madrid'de zaten kaynayan kazanı artık taşırabilir. Gönül bu gece Barcelona diyor, izleyip görelim.

Real Madrid İlk 11 Diego Lopez-Essien*Varane*Carvalho*Arbeloa-Xabi-Khedira*Özil*Callejon-Ronaldo*Benzema

Barcelona İlk 11 Pinto-Alves*Pique*Puyol*Jordi Alba-Busquets*Xavi*Fabregas*Inıesta-Pedro*Messi

28 Ocak 2013 Pazartesi

ULTRAS - 2

Stuttgart taraftarından UEFA tepkisi




İki Buruk Veda - Gün Olur Devran Döner

     Hep şunu düşünüyorum. Biz bu ligi neden izliyoruz ? Türkiye'de hala neden futbol en ilgi çeken spor ? Çok güzel bir futbol mu oynanıyor ? Güzel futbol oynanmasa bile takımlar birbirine çok denk, şampiyonluk yarışı birçok takım arasında geçtiğinden çok heyecanlı bir ligimiz var diyebilir miyiz ? Avrupa'da çok mu başarılıyız ? Her yıl heyecan yaratacak 5-6 tane genç futbolcu mu çıkarıyoruz altyapılarımızıdan ?
     Halbuki ülke olarak basketbolda Avrupa'da hatırı sayılır bir yerdeyiz, takımlarımız EL'de Final Four hedefini çok gerçekçi bir şekilde koyabiliyor. Voleybolda Avrupa Şampiyonları çıkarabiliyoruz. Ama hala o meşin yuvarlağın peşinde koşma hevesi neden ?
     Kaç sezonumu ''Artık bu ligi izlemem'' diyerek bitirdiğimi, yeni başlayan yılın ilk Galatasaray maçına koşarak gittiğimi hatırlamıyorum. Kopamıyoruz birşekilde, şüphesiz ki tuttuğumuz takımların büyük katkısı var bunda. Fakat kendi adıma bir şeyin daha etkili olduğunu düşünüyorum. Boğazına kadar pisliğe batmış futbolumuz da bazı ''adamlar'' var. Belkide o adamlar hala o pisliğin içinde çırpınırken biz de arkamızı dönüp gidemiyoruzdur onlara olan saygımızdan. Türk futbolu adına iki büyük ''adam'' aynı gün istifa ettiler. Direnemediler çünkü. Biri İstanbul hegomonyasını yıllar sonra kıran ilk teknik adam, diğeri İstanbul'u ilk fethetmiş takımın efsane oyuncu, efsane hocalarından. Ertuğrul hoca bizler desteği görürsek bu başarımızı devam ettiririz, tek istediğimiz buydu ama olmadı diyerek gitti. Bir kere istifa ettim deyip sözünden de dönmedi. İkna edemediler. Yazıcı ile aralarının nasıl olduğu soruldu ''adamca'' cevap verdi. Şenol hoca bu takıma yeniden geldiğinde bir enkaz devralmıştı aslında, buna rağmen Şanlıurfa'da oynanan Türkiye Kupası finalinde oynattığı futbol hala gözlerimin önündedir, kupayı kazanmış ardından Süper Kupayı da almıştı. Sonrasında yerli Gerrard Selçuk'u sundu bizlere, bitmiş denen Burak'ı kral haline getirdi, Trabzon'u lig şampiyonu yaptı. İşte bu şampiyonluk süreci aslında biraz da Şenol hocaya bu sonu hazırladı. Yönetimi konuştu, konuştu daha çok konuştu ama bir laf vardır; ''Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz''. Şenol hocanın yönetimi konuşurken iyiydi ama icraate gelindiğinde Demirören desteği çıkıyordu karşımıza.
     Her iki teknik adamda son 5 yılda Türkiye'de iki kez Anadolu şampiyonu çıkardı. Bunlar büyük işlerdi, çok büyük işler. Özünde efsane adımlardı. İstanbul takımlarının taraftarları dahi İstanbul hegomonyasından rahatsızdır aslında. Galatasaray'ın şampiyon olmasını istediğim kadar Gençlerbirliğinin, Bursaspor'un, Eskişehirspor'un hatta çıkarsa Adana Demirspor'un şampiyon olmasını isterim. Bir Anadolu takımı şampiyonluğunun bu sorunu çözebileceğini düşünüyordu birçok kişi. Ama o zamana kadar bizler sanıyorduk ki bu camialar şampiyon olmak istiyor. Bursaspor'un ve Trabzon'un bu süreçlerinden şunu anladık ki bu yönetimlerin şampiyon olmak gibi bir amaçları da yok. Kendi yağlarında kavruluyorlar ve bu onlara yetiyor. İstanbul'a çoktan biat etmişler. Bunun da önüne geçilemiyor. Siz kendi yönetiminize rağmen şampiyon da yapsanız, devamını getirmenize izin vermiyorlar bu sefer.
     Söylenecek o kadar çok şey var ki, hala yazmak istediğim o kadar çok şey var ki. Ama yok, değişecek birşey yok. İki ''adam'' kaybettik maalesef. Ve tek bir umudumuz var hala belki birgün ''Gün olur, devran döner...''
     

 

Kalede Bir ''Genç Çocuk''


     (Yazıyı şu link fonda çalarken okuyun, kendinizi Sunay Akın zannedeceksiniz :))

     Henüz 14, 15 yaşlarında bir çocuk…          Çocukluğundan, gençlik günlerine geçmekte olan… Sol ayağı çocukluğunda, sağ ayağı gençliğinde, adımını atmak üzere bir çocuk… Yaşından büyük laflar eden, konuştuğunda kendini etrafına dinlettirebilen bir çocuk…

     Birgün evden ayrılıyor. Annesine ‘’Birkaç günlüğüne bir arkadaşımla gezintiye çıkıyorum, merak etme beni, kısa zamanda dönerim’’ diyerek ayrılıyor. Annesi her ne kadar gitmesini istemese bile, engel olamayacağının farkında. Biliyor oğlunu, tanıyor. ‘’Macera düşkünüdür, haber vermiş olması bile şaşırtıcı’’  diyor.

     Arkadaşı ile birlikte gittikleri San Lorenzo’da gönüllerince geziyor, eğleniyorlar.  ‘’Rosario’aya benziyor bu şehirde fakat daha farklı bir tadı var buranın’’ diyorlar. Ayrılmalarına 3 gün kala genç çocuk annesine mektup yazıyor. ‘’Çok eğlendik, 3 gün sonra yola çıkıyorum, en kısa zamanda Rosario’dayım’’

     Annesi mektubu alıyor. Oğlunun geleceğine sevindiği kadar, iyi olduğuna da seviniyor. Başını belaya sokmadan duramaz çünkü. Kanı damarlarında, fokurdayan bir çocuk...

     Beklenen günde dönmüyor eve, anne telaşlı. Kapı çalınıyor, tam oğlunun geldiğini düşünürken bir mektup daha… Bu kez korkuyor ve o korkuyla açıyor mektubu.

     ‘’Anne, 3 gün sonra yola çıkacağımı söylemiştim, biliyorum. Fakat burada bir futbol turnuvası düzenlendiğini duyduk ve arkadaşımla katılmaya karar verdik. Kazanan takıma iyi bir para ödülü vardı. Ben, bir takımın kalecisi oldum, arkadaşımsa diğer takımın forvet oyuncusu. İkimizin takımı da çok iyi gidiyordu. Nasıl gitmesin ? Bilirsin, benim oynadığım takım gol yemez, onun oynadığı takımsa gol kaçırmaz.
Final maçına kadar karşılaşmadık onlarla. Sonra final maçı geldi çattı. Ben kaledeydim, o forvette. Farklı takımlarda ama yine yan yanaydık, yakındık. Bizim takım 1-0 öne geçti. Maçın son dakikaları gelmişti, kazanmaya çok yakındık. Fakat son dakikada, rakip takım bir penaltı kazandı. Penaltı için topun başına arkadaşım geçti. Böyle durumlarda ne kadar hırslı olduğunu bilirsin. Golü atma isteğini gözlerinden okuyabiliyordum….’’

     diye devam ediyordu mektup. O penaltı gol olmadı. Kaledeki ‘’genç çocuk’’ kurtardı penaltıyı. Takımı şampiyon oldu ve ödülü kazandı. Herkesin çocukluğunda mahallelerinde de oynadığı maçlar , kurtardıkları penaltılar ve attıkları goller çok önemliydi. Fakat bu penaltı, daha da önemliydi. Bu penaltı gol olsa, bugün belki, Küba diye bir devlet olmayacaktı.

     O ‘’genç çocuk’’…

     O genç kaleci...

     Ernesto Che Guevera…

(Hikaye tabii ki Sunay Akın üstaddan ben sadece kendimce biraz değiştirdim).

25 Ocak 2013 Cuma

Sneijder Yeni Hagi mi ? Hagi Açıklıyor

     Bölüm psikoloji olunca doğal olarak çok iç içe oluyoruz toplumsal çıkarımlarla. Bizim toplumumuz için de kesin olarak söylenebilecek birşey varsa o da ''gelenekçi'' bir yapımızın olduğu. Gelenekçi toplumlar da geçmişten kopamazlar sürekli geçmişle yaşamak isterler. Biz de ki ''Kör ölünce badem gözlü olur'' gibi cümleler de bundan kaynaklanıyor sanırım. Geçmişe o kadar bağımlıyız ki hayattayken değer vermediklerimize bile ölüp artık geçmişin sayfalarında kalınca büyük değerler biçiyoruz.

     Galatasaray taraftarı da yıllardır kendisine bir yeni Hagi arayışı içinde. Bunun iki nedeni olabilir: Birincisi Hagi Galatasaray taraftarında hiç unutulmayacak bir etki bıraktı. Hagi'nin oynadığı o efsane yıllarda hergün mahalle maçlarının yapıldığı çocukluk yıllarımı yaşıyordum ve Türkiye'den bana futbolu sevdiren isimlerden biriydi Hagi. İkinci neden ise sonraki yıllarda yerinin doldurulamamış olması olabilir. Kimleri denemedik ki ? Elano, Misimovic, Lincoln, Felipe, Revivo, Ilıc... Ama bu isimlerin hiçbirisi yeni Hagi olmak bir yana beklenen etkiyi bile yaratamadı. Belki Ilic'in başarılı olduğunu söyleyebiliriz ama Hagi etkisi olmadı. Örneğin Taffarel'in yerini Mondragon'la doldurduğumuz için onu o kadar aramadık fakat Hagi bizim eksik tarafımız olarak kaldı.

     Ve şimdi mütemadiyen yaptığımız Hagi denemelerinin yenisi ile karşı kaşıyayız. Wesley Sneijder. Yeni Hagi olur mu, Hagi etkisi yaratır mı bilmiyorum. Ama benim bu konuya bakış açım şudur: Neden yeni bir Hagi'ye ihtiyacımız olsun ki ? Zaten bir Hagi var ve hatırlamak bile hala vücuduma adrenalin ve serotonin salgılatıyor. :)) Belki bizim bir efsane Sneijder'e ihtiyacımız olabilir. Ve umarım Hagi efsanesi gibi bir de Sneijder efsanemiz olur. 

     Bu konuda son açıklama da Hagi'den geldi. Rumen televizyonu GSP TV'ye konuşan Hagi şunları söylemiş; 

“W. Sneijder çok önemli bir oyuncu, değerini tüm dünya bilmekte. Galatasaray onu transfer etmek için epey uğraş sarfetti, umarım beklentileri bir an önce karşılayarak taraftarı mutlu eder.''

'' Türkiye onun yeteneklerini izlemek için 4 gözle bekliyor. İyi iş çıkaracağına çok eminim.''

 ''Beni yakalamak için en az 5 sene daha Galatasaray formasıyla oynaması gerek! Elbette şaka yapıyorum. Onun başarısı beni de mutlu eder, çünkü Galatasaray'lıları mutlu etmiş olur” dedi.     

     Hagi'nin söylediklerine de katılıyorum. Bir oyuncu bir takımda sadece futboluyla efsane olmaz. Sneijder 1.5-2 sezon muhteşem bir katkı sağlayıp iyi bir bonservisle başka bir takıma da gidebilir. Kalarak burada efsane de olabilir. En kötüsü ve hiç düşünmek istemediğimiz ise onunda ''bekleneni veremeyenler'' listesinde yerini alması.

     Son olaraksa Hagi sırf oynadığı futbolla mı efsane oldu ? Hayır. Hagi neden efsane olduğunu zaten kendisi açıklıyor;  Onun başarısı beni de mutlu eder, çünkü Galatasaray'lıları mutlu etmiş olur  

24 Ocak 2013 Perşembe

Joe Allen Röportajı

     Liverpool kulübü Swansea'dan transfer ettiği 22 yaşındaki yıldız orta saha oyuncusu ile Liverpool taraftarları için bir röportaj gerçekleştirmiş:



İlk kramponlarını hatırlıyor musun ?

Hatırladığım kadarıyla üzerinde mavi okların olduğu bir çift krampondu. Muhtemelen yedi veya sekiz yaşlarındaydım. Sanırım aldığım ilk kramponlar onlardı ve onları gerçekten çok istemiştim.

Peki ilk oynadığın takım hangisiydi ?

Tenby idi. Tenby yerel bir takımdı ve dokuz yaşında iken Swansea takımına katılmadan önce Tenby'de oynuyordum. 

Peki ilk kazandığın ödül, kupa veya şampiyonluk neydi ?

Öyle sanıyorumki Tenby takımı ile birşeyler kazanmıştık. Çok net hatırlayamıyorum ama ligi veya kupayı kazanmıştık. Eminim ailem o gün kazandığımız madalyayı hala bir yerde saklıyordur. Bu tip şeyleri hep saklarlar.

Daha önce hiç ağladın mı ?

Çocukken ağladığım birkaç zaman olmuştu. Biraz huysuz ve geçimsiz biriydim çocukken. Önemli bir maçı kaybetmek dışında beni ağlatabilecek fazla birşey olduğunu sanmıyorum.

Peki futbol sahalarında kendine kimi örnek alıyorsun ?

Tam bir Zinedine Zidane hayranıyım ben. TV'de ne zaman bir maçı olsa hemen oturur ve onu izlerdim, gerçekten inanılmaz bir oyuncuydu. 

Peki ya ilk aşkın ?

Şunu söylemek zorundayım ki ilk aşkım Swansea City'dir benim. Çünkü ilk defa onlar için oynadım ve as takımda oynadığım ilk takımdı Swansea.

Peki bugün futbol oynayanlar arasında favori oyuncun kim ?

Bu muhtemelen birçok futbolsever için çok klişe bir cevap olacak. Fakat onlardan başka kimseyi düşünemiyorum. Xavi ve İniesta ! Yaptıkları işte en iyisi onlar.

Unutamadığın bir maç oldu mu ?

2006 yılında Swansea ile 1. lige çıkmak adına büyük bir şans elde etmiştik ve play offlarda final maçına çıkıyorduk. Fakat bu en iyi günüm olmadı çünkü kaybetmiştik. Ve birde Galler'in İtalya'yı Millenium Stadın'da yendiği maçı söyleyebilirim sanırım. Golü Craig Bellamy atmıştı. Ve tabii bazı unutamadığım rugby müsabakaları da yok değil.

Keşke ben de o gün sahada olsaydım dediğin bir maç var mı ?

Bence bu soruya verilebilecek en iyi cevap 2005 Şampiyonlar Ligi finali. O finali hayatım boyunca hatırlayacağım.

İleride teknik direktörlük yapma planların var mı ? Bunu düşünür müsün ?

Dürüst olmak gerekirse pek emin değilim. Stres ile başa çıkabilirim. Fakat yinede bunu söylemek zor çünkü bir futbolcu futbol oynarken sanki ömür boyu o sahalardan ayrılmayacakmış gibi düşünüyor. Oyunun içinde kalmayı çok isterim ama bir manejer olarak değil.

Futbolcu oynamasaydın ne olmayı düşünürdün ?

Ben hayatım boyunca hep futbolcu olmayı istedim. Fakat büyükbabam veteriner olmamı da istiyordu.

Konuşabildiğin başka diller var mı ?

Galce konuşabiliyorum. Okuldayken de biraz İspanyolca ve Fransızca öğrenmiştim fakat çoğu şeyi unuttum. Şu an da da takımdaki arkadaşlarımla İspanyolca mı geliştirmeye çalışıyorum fakat pek iyi gittiği söylenemez. Takımda birçok farklı dili konuşan oyuncular var fakat çoğunluk ingilizce konuşarak anlaşmaya çalışıyor.

Peki yemek yapabiliyor musun ?

Çok iyi bir aşçı olduğumu söyleyemem fakat uğraşıyorum. Jamie Oliver'ın yemek kitabını aldım ve oradan çalışıyorum. Favorimse İtalyan usulü tavuklu ve peynirli pilav.

Kaynak: Liverpool FC

Futbol Ekonomisi

   

     Sırf bir spor olmasının yanında büyük de bir ekonomi futbol. Kitleleri peşinden sürükleyebilen bir sektör. Şenol Güneş'in çok beğenilen bir sözü vardır: ''Futbolu eskiden fakirler oynar zenginler izlerdi, artık zenginler oynuyor, fakirler izliyor.''
     Aslında para birçok futbolsevere göre de yeşil sahaları kirletiyor. Arap sermayesinin özellikle Avrupa futboluna hücumu, altyapılara yapılacak takviyeler yerine oyunculara harcanan astronomik rakamlar futbolseverlerin de canını sıkıyor. Taraftarlar sürekli tepkilerini dile getiriyor, ultras grupları kuruluyor fakat paranın gücü kırılamıyor.
     UEFA'da her ne kadar bu konuda iki yüzlü bir davranış sergilese bile kulüplere mali kriterler getirme gayretinde. Bu mali kriterler çerçevesinde takımların yıllık gelirleri de büyük önem arzediyor. Peki dünyada yıllık gelirler açısından en büyük kulüpler hangileri ve bizim takımlarımız bu bağlamda hangi noktada ?
     Deloitte Spor Grubu bu konuda ''16. Futbol Para Ligi'' adıyla araştırmalarını yayınladı. İlk 20'de Türk takımı bulunmuyor fakat ilk 20den hemen sonra oluşan 10 takımlık listede Galatasaray 9. sırada. Galatasaray ile birlikte bu 10 takımlık listede yer alan Avrupa kulüpleri şunlar; Valencia, Benfica, Ajax, Stuttgart, Everton, Aston Villa, Fulham, Sunderland ve Atletico Madrid. Gelirler listesi ise şöyle;


Pozisyon     Kulüp                       2011/12 Gelir(milyon Euro)(2010/11 gelir)

1 (1)     Real Madrid                              512.6 (479.5)

2 (2)     FC Barcelona                           483.0 (450.7)

3 (3)     Manchester United                  395.9 (367)

4 (4)     Bayern Munich                         368.4 (321.4)

5 (5)     Chelsea                                   322.6 (253.1)

6 (6)     Arsenal                                    290.3 (251.1)

7 (12)  Manchester City                      285.6 (169.6)

8 (7)    AC Milan                                   256.9 (234.8)

9 (9)    Liverpool                                   233.2 (203.3)

10 (13)  Juventus                                  195.4 (153.9)

11 (16)  Borussia Dortmund                189.1 (138.5)

12 (8)     Internazionale                       185.9 (211.4)

13 (11)   Tottenham Hotspur               178.2 (181)

14 (10)   Schalke 04                             174.5 (202.4)

15 (20)   Napoli                                     148.4 (114.9)

16 (14)   Olympique de Marseille        135.7 (150.4)

17 (17)   Olympique Lyonnais               131.9 (132.8)

18 (18)    Hamburger SV                      121.1 (128.8)

19 (15)    AS Roma                               115.9 (143.5)

20 (yeni)  Newcastle United                  115.3(98) 

     

20 Ocak 2013 Pazar

Teşrif-i Sneijder

     Vleminckx yazısını yiyecek şimdi bu ama, gelen adam Sneijder olunca Vleminckx'in hatrı bir köşede durabilir sanırım.

     Galatasaray taraftarı için -belli ki yönetimi içinde- çok çok zorlu bir süreç oldu. Başlarda ihtiyatlı davrandığımı söylemiştim fakat işler zamanla daha da ciddiye binmiş yüzdeler söylenmeye başlamıştı ve bu durum herkesi iyice heveslendirmişti. Gerçekleşmemesi ihtimali birçok soruna yol açacaktı herşey bir yana başarıyla atlatılması bu açıdan iyi oldu.

     Transferin süreci önemli. Sneijder aslında gelmek istemediğini çok belli etmişti, fakat şu an mecbur kaldı. Ama bu oyuncuların profesyonelliği tartışılmaz ve yaşı 28 olduğundan herşeyini verecektir. Yönetim içinse şimdilik sorunların üstü örtüldü. Üstü örtüldü çünkü hem alternatif konusunda başarısızlardı hem de diğer bölge transferleri için. Hala diğer bölge transferleri gerekli ve şimdi geç de olsa onlara yoğunlaşma zamanı.

     Transfer süreci dışındaysa şimdilik şunları söyleyebiliriz. Bana göre Türkiye'de yapılmış en başarılı transfer Hagi idi. En kariyerlisi ise Roberto Carlos. Sneijder ise ikinci büyük atılım oldu bence. Carlos'dan faydalı çünkü yaşı henüz 28. Futbolun en verimli çağları. Avrupa'da mevkisinde en iyi oyunculardan. Sneijder'i anlatmaya gerek yok. Ara transferde Avrupa'nın en büyük işini bu yıl Galatasaray yaptı.

     Oyun açısından da artık bizi bir sistem değişikliği bekliyor. 4-1-2-1-2 gibi bir sistemle oynayabiliriz. Tabii büyük rakiplere karşı değil. Bu maçlardaysa 4-5-1 düzeninde tek forvetli sistemle oynanacaktır büyük bir ihtimalle. Alan daraltan takımlara karşı oyun açma özelliği açısından büyük katkısı olacaktır. Çünkü Selçuk tek başına bu yükü kaldıramıyor ve kanatlarda etkisiz bir takımız.

     Sneijder adına asıl verimi ise önümüzde ki sezon alacağımızı düşünüyorum. Bu açıdan bakınca önümüzdeki yaz dönemi transferleri artık daha da önemli bir hal aldı. Bakalım önümüzdeki süreç bize ne gösterecek.

Björn Vleminckx'i Tanıyalım

     Daha ilk maçında 4 gol birden Vleminckx bir anda gündeme oturdu. Klasik bir anadolu takımı sıkıntısıdır; oyuncuyu alırsınız kimse bilmez, oynamaya başlar kimse bilmez, iyi oynar yine kimse bilmez, ne zamanki sansasyonel olmaya başlar ancak o zaman bilinir. Lua Lua, Tabata, Emenike ve daha birçok oyuncu sayılabilir. Vleminckx'in de durumu böyle...

     İlk olarak Fuat Çapa'yı kutlamak lazım. Flemenk bölgesini çok iyi bilen bir hoca. Şu an için görünen o ki bu transferde başarılı olacaklar. Kanatlarda yılların Hurşut'u ile birlikte Jimmy Durmaz olan Gençler ileri uçta yaşadığı sıkıntıyı Vleminckx ile aşar umarım. Çünkü Türkiye liginin en sempatik takımıdır gözümde ve çok isterim bir gün lig şampiyonu olmalarını. -Mümkünse Cavcavsız-

     Vleminckx pek bilinmeyen bir oyuncu olsa da biraz tanımak gerekirse şunlar söylenebilir. Futbola Belçika'nın Beveren takımında başlamış ilk kez 2005-2006 yılında takım değiştirerek Oostende'ye kiralık giden oyuncu burada 28 maça çıktı ve 8 gol kaydetti. Bir sonraki sezon Mechelen'e transfer olan Vleminckx buradaysa 26 maçta 15 gol atarak kendinden söz ettirmeye başladı. Bir sonraki sezonda yine aynı takımda 31 maçta 10 gol ve 5 asist ile oynadı. Mechelen'de her sezon ortalam 10+ gol atan Vleminckx 2009 yılında NEC Nijmegen'e transfer oldu. Özellikle ikinci sezonunda Nec Nijmegen'de çok başarılı oldu ligde oynadığı 32 maçta 23 gol atan Vleminckx Eredivese gol kralı ünvanını da edindi. Bu başarı Vleminckx'in Club Brugge'e transfer olmasını sağladı. Burada da toplam 40 maçta 10 maç ve 7 asistle oynadı. Ve son olaraksa şimdi satın alma opsiyonu ile birlikte Gençlerbirliğine transfer oldu.

     Eredivise'da bir sezonda gösterdiği büyük performans dışında çok sansasyonel sezonlar geçirmese de belli bir seviyenin altına asla düşmeyen bir oyuncu. 27 yaşında, 1,83 boyunda. Sadece golleriyle değil asistleriyle de ön planda. Forvette oynayabildiği gibi ileri uç da sağ kanata yakın da oynayabiliyor. Fakat Süper Lig çok tehlikeli bir arenadır. Kuzeylileri kendimize benzetme de başarısız, umarım Vleminckx'de de başarısız oluruz ve lige iyi bir oyuncu kazandırmışızdır.

19 Ocak 2013 Cumartesi

UEFA=MAFIA

   

     Blogun tanıtımı için en uygun resmin bu olduğunu düşünmüştüm. Çünkü UEFA Avrupa futbolunu yöneten kurum olarak -bu işleri bizim kadar gözlere soka soka yapmasada- çoktan güçlüleri kayırma politikasını edinmişti.

     Beşiktaş'a ve o dönemde diğer takımlara verilen cezalara baktığımız da elini hiç korkak alıştırmayan UEFA Avrupanın büyük takımlarına geldiğinde UEFA kriterlerini bir kenara kaldırıveriyordu. Fenerbahçe'de şike sürecinde UEFA'dan bir ceza alacakken siyasi manevralarla bu durumda engellendi. Hakkaniyete karşı edinilen bu tutum yalnızca bizlere özgü değil yani, belki de bizim yöneticilerimiz de abileri olan Avrupalılardan öğreniyor ama onlar kadar profesyonelce kullanamıyor.

     Son olarak UEFA yine Ajax'a Manchester City maçında açtığı bu pankarttan dolayı para cezası verdi. Pankartta şiddet, ayrımcılık veya ırkçılık içeriği yok, ama Arap sermayedarlara çok haklı bir gönderme var. Bu da futbolu değil parayı önemseyen UEFA'nın canını sıkmış gibi görünüyor. Umarım birgün Ajaxları haklı Arapları gitmiş görürüz sahalarda.


16 Ocak 2013 Çarşamba

UEFA ve FIFA Yılın 11leri



     Dünya'da 2012'nin en iyi 11'inin açıklanmasından hemen sonra UEFA tarafından da Avrupa'da yılın en iyi 11'i açıklandı. Açık söylemek gerekirse FIFA'nın belirlediği yılın 11'i birçok insanla dalga geçer düzeydeydi. Son yıllarda futbola bir İspanyol damgası vurulduğu kesin fakat ''Dünya'da'' yılın 11'ini tek bir ülkenin liginden çıkaracak kadar da damgasını vurmuş değil.

FIFA'nın Dünya'da Yılın 11'i; Casillas*Dani Alves-Pique-Ramos-Marcelo*Xabi Alonso-Xavi-Iniesta*Messi-Falcao-Ronaldo

UEFA'nın Avrupa'da Yılın 11'i; Casillas*Ramos-Pique-Thiago-Lahm*Inıesta-Xavi-Pirlo-Mesut*Messi-Ronaldo

     İspanyolların üstünlüğü reddedilemez. Zira kalede Casillas'dan başka bir ismi düşünmek pek de olası görünmüyor. İleri uçta Messi ve Ronaldo'nun yerini alabilecek başka oyunlarda yok. Fakat FIFA'nın Pirlo'yu almaması, Marcelo'yu dahil etmesi, her iki liste de de Pique'nin bulunması. Ve son Şampiyonlar Ligi şampiyonunu çıkaran İngilizlerin ise bir oyuncusunun dahi dahil edilmemiş olması pek de haklı listelerin oluşmadığının göstergesi.

Mou vs Pep

Gökçen Eke'nin Tirbün Dergi'de yayınlanan karikatürü Mou ve 40 taktisyeni...

Bugün öğrendiğimiz üzere Pep Guardiola'da önümüzdeki sezon için Bayern Munich ile anlaştı, Mourinho'da büyük bir ihtimalle yeni sezona başka bir takımla başlayacak. Bu ikiliyi aynı ligde görmek olası gözükmese de Avrupa arenasında rekabetleri yeniden başlayacak gibi.

14 Ocak 2013 Pazartesi

Bu Linkleri Not Edin

     Adı anılmaya başladığından beri içim heyecanla dolu Sneijder transferi adına. Ama blogda yazmak istemedim, istemedim çünkü ihtiyatlı olmak da yarar var diye düşünüyorum. Hem Liverpool hem Galatasaray için adı anıldı, elbette ki tercihim Galatasaray'a gelmesinden yana, görünen o ki öyle de olacak.

     Fakat burada göstermek istediğim olay bambaşka. İsim Sneijder olunca çok fazla takım ile adının anılması normal. Liverpool, Tottenham, Galatasaray ve daha birçok ekibin hayallerini süsleyen bir oyuncu. Fakat adı ilk Galatasaraydan önce Fenerbahçe ile anılmış, Fenerbahçe Sneijder için uğraşmıştı.

     Bahsettiğimiz adam Sneijder. İtalyanların Sniper dediği, Mourinho gibi bir hocanın üzerine oyun anlayışını inşa ettiği, Ferguson gibi bir hocanın zamanında almayı çok istediği, eğitimini Ajaxtan almış, 2010 Şampiyonlar liginin en iyi oyuncusu seçilmiş ve henüz 28 yaşında olan mevkisinde ''dünyanın'' en iyi birkaç isminden birinden bahsediyoruz. Ve şimdiden tam tabiri ile bok atılmaya başlanmış. Yaşlı diyen mi ararsınız, bu para verilir mi diyen mi ararsınız. Tabii ki tartışmalar yapılabilir, kimseyi başka takımlar gibi sus ya da bizi öv diye zorlayacak halimiz yok. Fakat lütfen biraz samimiyet.

     Gelin şimdi Sinan Engin denen zevatın Sneijder Fenerbahçe ile anılırken neler dediğine Galatasaray ile anılırken neler dediğine bir bakalım.

Sneijder'e verilecek para

Sneijder Fenerbahçe ile anılırken Sinan Engin ----> Sneijder'in maddi boyutuna takılmıyorum, forma satışı zaten bonservisi karşılar.
Link-----> Tv Arşivi

Sneijder Galatasaray ile anılırken Sinan Engin---> Forma satışı falan karşılamaz.
Link-----> Tv arşivi

Sneijder'in Kalitesi
Sneijder Fenerbahçe ile anılırken Sinan Engin--> Hoca nerde top10 var, onlar gelsin istiyor. Galatasaraylılar bile gelirse büyük güç katar diyor.
Link---> Tv Arşivi


Sneijde Fenerbahçe ile anılırken Sinan Engin---> Alex'in daha iyisi, daha üst düzeyi, daha hızlısı, daha genci, daha...

Link---> Tv Arşivi

Sneijder Galatasaray ile anılırken Sinan Engin---> Sneijder, bu sene öbür sene tamam, sonraki sene nasıl yollayacağının formülünü ararsın. Zaten türkiye ligi sert, Sneijder fizik olarak üst düzey de değil.

Link---> Tv Arşivi

Daha 1 ay önce paranın önemi yok diyorken şimdi ki tepkisi;

Link---> Tv Arşivi

     İşte bu adamlar gibiler yüzünden çok daha fazla istiyorum Sneijder'in gelmesini. Utanmayıp bu yolda devam edeceklerini bilsem de daha çok istemiyorum. Böyle adamları izlemeyi bırakalı çok oldu biliyorum ama bunları unutmayın, unutmayın ki yarın o transferler olduğunda, o adam oynamaya başladığında yüzlerine çarpalım.


-Linkler ve araştırma GSCimbom forumdan alınmıştır.

13 Ocak 2013 Pazar

Galiptir Bu Yolda Mağlup

     Bir insan aynı anda aynı duruma hem üzülüp hem sevinebilir mi ? Türkiye gibi bir yerde 1461 Trabzon gibi takımların varlığını görmek insana aynı anda hem bir sevinç hem de bir hüzün yaşatıyor. Sizi sevindiriyorlar çünkü çok kısıtlı bir bütçeye rağmen amacınız yalnızca bir takıma kaynak olmak iken inançla sahaya çıkan ve güzel oyunu bizlere sergileyen oyuncuların varlığını bilmek güzel.Hüzünlü olan taraf ise o takımın Türkiye liglerinde var olması. Türkiye gibi yalnızca ama yalnızca paranın hüküm sürdüğü, oyunun ve taraftarın hiç önemsenmediği bir ülkede bu çocukların yaptıkları boşa kürek çekmek deyiminin tanımı niteliğinde.

     Bu gece Fenerbahçe ile oynanan maçın ancak ikinci yarısını izleyebildim. Ancak onlar hakkında konuşulması gereken futbollarından ziyade inançları. Öncelikle futbollarına değinecek olursak kaleci Fatih Öztürk'ün performansı gayet iyiydi. Sanırım kalecili yetiştirme konusunda genel olarak bir başarımız söz konusu. Özellikle 1461 Trabzon'un en dikkat çeken özelliği defansın arkasına atılan toplarda ki başarıları. Sercan'ın ara pasları, Ofoeu'nun kanat bindirmeleri Fenerbahçedense 1461'i izlemeyi daha keyifli hale getiriyor.

     Değinilmesi gereken bir diğer nokta ise takımın inancı. 1461'li oyuncuların bu maçlara galibiyete inanarak çıktıklarını oyunlarına bakınca açıkça görebiliyorsunuz. İşin daha ilginç tarafı bunu söylemekten de hiç çekinmiyorlar. Bir şeyi yapacağınıza inanıyor olsanız bile onu etrafınıza söylemeyerek başarısızlık ihtimalinizi göz önünde bulundurabilirsiniz. Fakat bunun aksine eğer açıkça ''bunu başaracağımıza inanıyoruz'' diyorsanız, o zaman siz aslında bu işin yarısını halletmişsiniz demektir. İşte 1461'in oyuncuları maçlara böyle çıkıyorlar. Galatasaray'ı 1-0 la geçtikleri maçtan önce Göksu twitter'da ''Yeneceğimize inanıyoruz'' demişti ve öyle de oldu.

     Mağlubiyeti hiç mi hiç haketmediler. Mağlup oldular ama olsun. Galiptir bu yolda mağlup.

     Maçta ortam da gergindi aslında buna da bir nebze değinmek gerek. Tribünden sahaya sürekli birşeylerin atılmasını zaten ruh sağlığı yerinde olan hiçkimse onaylamaz. Fakat maçın yorumcusu gibi durup durup ''Bunlar şık görüntüler değil'' demek de hariçten gazel okumaktır. Meclisden yasalar çıkartılırken, lig statüleri değiştirilirken bunların olacağını herkes biliyordu. Asıl şık olmayan kirli oyunlarda o günlerde dönüyordu. Siz yaşanan o günlere rağmen hala temiz tribünler istiyoruz diyorsanız kusura bakmayın ama s*ktirin gidin. İşte bu yüzden 1461 Trabzon gibi takımları Türkiye'de görmek hüzün veriyor. Böyle bir ortamda bile golü attıktan sonra tribünlere sus işareti yapan arma öpmeye kalkan ''Genç'' Semih  gibilerin olduğu yerde Göksu gibi, Sercan gibi, Fatih gibi oyuncuları görmek hüzün veriyor.

     Türkiye'de sistem böyle işliyor, düzeleceğe de benzemiyor. Her defasında siz taraftar olarak takip etmiyorum ulan da deseniz yine de kendinizi ayıramıyorsunuz. Zira onlarda bunu bildiklerinden bundan güç alıyorlar. Futbola grev yapamıyoruz. Son olarak şunu söylemek gerekir ki 1461 kesinlikle Süper Ligde oynamayı hakediyor. Umarım onları seneye ligde görürüz. Trabzonla olan bağları sıkıntı yaratacaktır. Aynı durum daha önce Gençlerbirliği Oftaş için de yaşanmış hatta Çorumspor Oftaş'ı satın almak istemişti. O sıralar bunu bende çok istemiştim çünkü çok fazla Ankara takımı vardı ve Çorum'un futbol kültürüne güveniyordum. Fakat 1461'in şehri Trabzon, en az Trabzonspor kadar Trabzonlu olmuş durumdalar. Umarım Trabzon içerisinde bir başka takım olarak lige gelir ve bizlere bir Trabzon derbisi sunarlar.

Luis Suarez'in Burada İşi Ne 2

Daha önce bu soruyu soranlara cevabını buradan vermiştik.

Bu kez cevap Suarez'in kızı Delfina'dan geliyor;


Arsenal - Manchester City

     Günün ikinci büyük karşılaşması Wenger ile Mancini arasında yaşandı. Her ne kadar EPL hayranı olsak da bu ligde City'nin şampiyonluğa, Arsenal'in ise ilk 4'e girmek için oynuyor olması canımızı yakmıyor değil.

     Maç hakkında fazla birşey söylemeye gerek yok. City'nin hızlı başlayacağı aşikardı fakat onları asıl kurtaran henüz 9. dk da gelen kırmızı kart oldu. Dzeko her ne kadar penaltıyı gole çeviremese de oyunun gidişatında City'nin büyük acantajı hala etkiliydi. Üstelik bununla birlikte Arsenal da pek de günündeymiş gibi görünmüyordu.

     Milner attığı müthiş golle ''Umut Bulut musun mübarek'' dedirterek bizlere Umut'un Sivas'a attığı golü hatırlattı ve City'i öne geçirdi. Daha sonra Dzeko ile rahatlayan City ikinci yarıya daha rahat çıktı. Yılların hocası Wenger ikinci yarıda adeta Mancini'ye senden de takımından da çekinmiyorum dercesine 4-3-2 ye döndürdü takımını, eğer Topçular biraz gününde olabilseydi bu maçı 10 kişi iken de çevirebilirlerdi. Tabii City'nin kaçırdığı pozisyonlarda var fakat maçta da söylendiği gibi City Mancini ile 4 yılda 480milyon pound harcadı 11 oyuncuya 20 milyon pounddan fazla para ödendi bir EPL şampiyonluğu son anda elde edilirken şampiyonlar liginde hala hiçbir başarı yok.

     Liverpool'un eski günlerine dönmesini beklediğimiz gibi City'nin de eski (şeyhsiz) günlerine dönmesini umutla bekliyoruz.